MERHABA BIRAKIP GİDENİM


Sadakatimi köpeklik mi sandın? Seni unutamam, senden gidemem diye mi düşünüyorsun? Sana koşulsuz sunduğum aşk, ona ihanet etmen anlamına gelmiyor katilim. Ki, ihanet bir insanlık suçudur bana göre. Ve ihanet, intikamın yan komşusudur; bir gün mutlaka kapını çalar…
En büyük suçum neydi biliyor musun? Her umudu sen sandım; bu yüzden bu kadar sarıldım, sarsıldım, yanıldım… Peki, yokluğunda ne yaptığımı biliyor musun? Hiç sana benzemeyen bir sen yaratıp, kendimi seninle aldattım! Böyle sardım yaralarımı… Ve böyle ihanet ettim kendime…
Öyle bencildin ki, kendinden daha fazla sevemedin kimseyi. Ya da karşı tarafa yüklediğin her anlamda, kendi öz benliğini gördün, gördüğünü sandın. Sence aşk, karşındaki üzerinden kendini sevmek midir katilim? Cevabın belli değil mi? “Kendini sevmeyen başkasını sevemez” diyeceksin. Sen de haklısın. Ama yanıldığın nokta şu; sen kendini sevmiyorsun, sen kendine âşıksın. Bu yüzden başkalarının bedeni aracılığıyla, kendi ruhuna sarılıyorsun. Kendi özüne, başkalarının teniyle ulaşıyorsun, sonra o teni bir posaya çevirip, çöpe atıyorsun. Ve başlıyor “Neden yalnızım, neden kimse beni sevmiyor?” soruları…
Sanırım hepimizin sorunu bu katilim. Egolarımız o kadar şişkin ki, bu yüzden devleşmiş benliğimizi aşıp, başkalarını sevemiyoruz. Başkalarını sevmek, sevilesi benliğimize ihanet gibi geliyor. Biz de onları sever gibi yapıp, kendimizi yüceltiyoruz. İyi hissediyoruz severken kendimizi. Güven duvarlarımız daha da yükseliyor, yükseliyor ve çok fazla büyüyor üstümüze düşen gölgesi. Aşırı güvenin gölgesinde loş bir hayatı seçiyoruz. Seçiyoruz seçmesine de, sonra o loşluğun içinde neleri ezdiğimizi göremiyoruz. Sesler duyuyoruz sadece, ayağımızın altında ezip geçtiğimiz yürekleri iç burkan sesleri… Aldırmıyor, yürüyoruz karanlıklara. Ve karanlıklar arttıkça daha da çoğalıyor körlüğümüz. Ne bize gelenleri fark edebiliyoruz, ne de bizden gidenleri… Bir başka duvar çıkana kadar karşımıza, Umarsızca yürüyoruz hayatın biz sandığımız kalanına…
Bazı şeyler darmadağın edilerek düzeltilir katilim. Önce, boyunu aşan o güven duvarlarını yıkmalısın… Çok değil, gerektiği kadar güvenmelisin kendine. O zaman yıkıldığında şaşırmazsın haline. Ayağa kalkabilecek gücü zaten hazırlamışsındır önceden. Hep bir “Başaramam” ihtimali tanımışsındır sana. Çünkü; yalnızca kendine aşırı güvenenler muhtemel bir fırtına için hazırlık yapmazlar. Ve sürüklenirler rüzgârda, karda, boranda…
Hayat bana neyi öğretti biliyor musun katilim? Gülmeyen bir baht için ağlamamayı… Kahkaha aramakla ömrünü geçireceğine, gülümsemeyi dene. İnan çok daha mutlu olacaksın. Ben ki senin akıl hocan değilim. Bu kadar yazdığıma bakma. Sadece okuman içindi. Belki başkaları da yazar, belki onları da okursun. Ama şunu çok iyi bil ki; okuduklarımızdan ziyade aklımızda kalanlar bize yol gösterir. Umarım unutmazsın bunları. Çünkü bu sana son iyiliğim KATİLİM!
Kopacak bir aşkı hiçbir köprü bağlayamaz, sonsuzluğa kadar yürünecek bir aşka da hiçbir duvar engel olamaz. Ya adam gibi kal benimle, ya da adam gibi git benden. Ulaşılmaz değilim ama basit biri de olmadım hiçbir zaman. Bu yüzden değerimi bilmeyeceksen bana hiç ulaşma. Seni başkaları yakmış, islerini bana bulaştırma…